Burak Ballı Mu Kıtası ve Atlantis’in Sırrını Çözdü

Şair Yazar Şiir Terapisti olarak bilinen Burak Ballı Mu Kıtası ve Atlantis’in sırrını çözdüğünü açıkladı.

Yazar Burak Ballı Mustafa Kemal Atatürk’ün Mu kıtası ile ilgili raporlarını okuduktan bir süre sonra Kayıp Kıta Atlantis ve Mu kıtasında yaşanan hadiselerle ilgili bir rapor yayınladı. Burak Ballı Türk İslam Tarihi ve Bilim adamlarının elde etmiş olduğu pozitif bilgileri kutsal kitaplarda adı geçen olaylar ile karşılaştırma yaparak Atlantis ve Mu Kıtasının sırlarını çözdüğünü ifade etti.
Burak Ballı Atlantis ve Mu kıtası öncesinde insanoğlunun yaşamlarının neden uzun ömürlü olduğunu ve Mu kıtası ile başlayan Mısırlıların yapmış olduğu piramitlerin sırlarını çözdüğünü ifade etti. Burak Ballı’nın hazırlamış olduğu Rapor Bilim Dünyası ve Tarihçiler tarafından şimdiden tartışma konusu olacağa benziyor.

Burak Ballı Kayıp Kıta Atlantis ve Mu Kıtası Raporu

Bilindiği üzere çeşitli bilim disiplinlerince oluşturulmuş verileri 20 yıl boyunca değerlendiren 41 bilimci, büyük toplu yok oluşlardan bu en sonuncusuna Günümüzde Meksika’nın Yucatan yarımadasının bulunduğu yere çarpan büyük bir göktaşı neden olduğu sonucuna vardı.

Hakemlerin değerlendirmelerine göre Yucatan yarımadası açıklarında deniz tabanında izleri belirlenen Chicxulub (Çikşulub) kraterini oluşturan çarpma, muazzam miktarda deniz suyunu ve kayaları buharlaştırarak kükürt tuzlarıyla birlikte atmosfere fırlattı.

Darbe Richter ölçeğinde 10’un üzerinde büyüklükte depremlere, kıta sahanlıklarındaki toprak kaymalarının tetiklediği dev tsunamilere yol açarken, atmosfere fırladıktan sonra yeryüzüne geri yağan sıcak kayaların çıkarttığı yangınların duman ve külleri, su buharıyla birlikte Dünya’yı çepeçevre sararak Güneş ışınlarını perdeledi.

KANITLAR ‘ANİ YOKOLUŞ’ DİYOR
ATOM BOMBASININ 1 MİLYAR KATI

Üst atmosferde toplanan kükürt tuzlarının soğutucu etkisinin yanı sıra yol açtığı asit yağmurları bitki örtüsünü yıkıma uğrattı. Tüm küreyi kaplayan karanlık ve kış, yeryüzünde fotosentez sürecini de olumsuz etkileyerek var olan canlı türleri için gıda üretimini durdurdu.’’

Bu hususta Kur’ân-ı kerîm’in Kamer sûresi 38. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Celâlim hakkı için, bir sabah vakti devamlı bir azâb onları bastırıverdi.” Ve Hicr sûresi 73-74-75. âyetlerde de; “Nihâyet onları güneşin doğma vaktinde korkunç gürültü yakalayıverdi. Hemen şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taş yağdırdık. Elbette bunda keskin anlayışlılar için ibret alâmetleri var.” buyrulmaktadır.

Bilindiği üzere bahse konu olan tarihlerde Türk İslam Tarihi ve Kuran’ı Kerimde Büyük Nuh Tufanı gerçekleştiğini ve birçok ayette sabit deliller ile ifadelere rastlamaktayız. Ve üstelik bilim insanı bu araştırmaları yaparken birçok kutsal kitaptan yola çıkarak araştırma yaptığını varsayar isek; teknolojinin olmadığı bir dönemde kutsal kitaplarda bu olayların geçiyor olması olayların ispatını daha da güçlendirmektedir. O dönemlerde, 600-700 yıl normal yaşam süresiydi; 1000 yıl yaşayanlar da vardı. Kimi ırklar dev yapılı olup, boyları 3-4 metreyi buluyordu. Yeryüzünde uyumlu bir yaşam vardı. Bilim adamlarının yapmış olduğu bu araştırmalar Kutsal kitapta aynen ayetlerle sabitlenmiş olması delillerimizi ispatını güçlendirmekteydi.

Kutsal Kitaplarda insanoğlunun ilk atası Hz. Adem 930-936 yıl oğullarından Hz. Şit’in 912 yıl yaşadığını ayetlerle belirtilmiştir. İnsanoğlunun ikinci Ademi diye adı anılan Nuh Peygamber 950 yıl yaşamıştır. Büyük Nuh Tufanı sonrasında oğlu Hud ve akabinde gelen birçok topluluğun ömürleri ve boyları kısalmış ve şu dönemdeki insanoğlu ırkının bir devamı olduğu arkeologlar tarafından ispatlanmıştır. Bilim insanı yüzyıllar sonra kutsal kitaplardan yola çıkarak elde ettikleri bilgileri kendi dillerinde farklı yorumlamışlar gerçeklikten uzaklaşmışlardır. Çünkü kendi yönetimlerinin bu bilgiler ışığında zaafiyete uğrayacağını düşünmekteydiler. Üstelik En son kitap Kuran-ı Kerim insanlığın cahiliye yaşadığı bir dönemde geçmişten bir haber vermesi bazı bilim adamlarını şaşırtmaktadır. Kutsal kitabın insanoğluna yol gösteren en doğru rehber kitaplar olduğu kesinlikle tartışılmaması dahi gerekmektedir. Düşünün ki yüzyıllar sonra bilim bu kitaplardaki bilgileri ret etmekte kendi düşüncelerine göre hikayeler yazılıp insanoğluna kabul ettirilmektedir. Şüphesiz bilim, kutsal kitaplar ile bağdaştırıldığında insanlığı hizmeti bir o kadar sonsuzdur.

Peki Atlantis’e Mu Kıtasına Ne Oldu da İnsan Ömürleri Kısaldı

Büyük Nuh Tufanın M.Ö. 2500 veya 3000 kimi kaynaklara göre M.Ö. 10.000 civarında yaşanmış olması muhtemeldir. Bu tarihlerde büyük olasılıkla, dev bir göktaşının yeryüzüne çarpması, dünyanın yörüngesini güneşe daha yakın hale getirmiştir. Kutuplardaki yer değişmesinin, iklim değişliklerine de yol açması gerekir. Kutuplarda buzların altında bulunan ormanları aslında söylenecek olanların ispatıdır. Dünya’nın önemli bilim adamlarından Enok’un kitabında, gerek Herodotus’un Mısır rahiplerinden duydukları ve nice eski kayıtlarda da böyle bir eksen değişikliği olduğu açıklanıyor. Özetleyecek olur isek insan ırkı ömürlerinin kısalması ve “nücûm ilmi” öğrenmiş olan üstün insan ırkının yok olma nedeni Nuh Tufanı yaşandığı döneme işaret etmekte ayetler ile de açık ve net bir şekilde bizlere anlatmaktadır. Dünyaya Meteor Çarpması sonucu oluşan tufanda dünyanın eksenin 23 27 derecelik bir açı ile kaydığını düşünmekteyim, kayıp kıta Atlantis ve sonrasında aynı kaderi yaşayan Mu Kıtasını yok olma nedenleri arasında gösterebiliriz. Kuran’da diğer kutsal kitaplarda Ad Kavmi (Atlantis) Se-mu-d kavmi (Mu Kıtası) birçok ayetle yer verilmiş bu iki kayıp kıtadan bahsedildiği şüphesiz bir gerçektir. Bu iki kavimden sonra gelen yaşam ve ömür süreleri kısalmış günümüze kadar dünyamızda yeni bir çağın başlamasına neden olmuştur.

Ekliptik eksen ile Dünya’nın ekseni birbiri ile çakışmaz aralarında 23° 27’ lık bir eğiklik vardır. Bu eğikliğe Dünya’nın Eksen Eğikliği adı verilir. Eksen eğikliği, Dünya’nın hem kendi ekseni hem de Güneş etrafındaki hareketiyle hiçbir zaman değişmez. Sade-ce ekinoks tarihlerinde etkisi ortadan kalkar.

Eksen Eğikliğinin Sonuçları:
1. Mevsimlerin oluşmasına neden olur.
2. Bir noktaya düşen güneş ışınları yıl içerisinde değişir.
3. Bir noktaya dikilen çubuğun gölge boyu yıl içinde değişir.
4. Dönenceler ve Kutup Daireleri oluşur.
5. Kuzey ve Güney yarım kürelerde aynı anda farklı mevsimler yaşanır.
6. Aydınlanma dairesi sürekli yer değiştirir.
7. Gece ve gündüz süreleri uzayıp kısalır.
8. Mevsimlik sıcaklık ve basınç farkları oluşur.
9. Matematik iklim kuşakları meydana gelir.
10. Güneşin doğuş-batış saati ve yeri değişir.

Görüldüğü üzere kutsal kitaplarda açıklanan ayetler ile bilim dünyasının hazırladığı raporlar birbiri ile karşılaştırıldığında aynı sonucu vermekte fakat akla mantığa sığmayacak gerçek dışı hikayeler ile anlatılmaktadır. Fakat araştırmalarımız sonucunda Dünya eksen eğikliği insan ömrünün kısalmasına yeni bir çağın başlamasına neden olduğu kanaatindeyim.

Mustafa Kemal Atatürk 29 şubat 1936 tarihli, 7. Raporu

“Uygur, Akad, Sümer Türk’lerinin, Pasifik Deniz’inde ilk insanların zuhur ettiği Mu’daki büyük medeniyet; dil ve dinlerini cihana yaydıklarına dair yepyeni ve mühim malumatı ihtiva eden rapor: Kuzey Amerika alimlerinden Cononel James Churcward 4 Kıta eserinde dünyada ilk insanların ilk zuhur ve saadet diyarı olarak; Tevrat’ta ‘Gan Edn’, ve Kuran’da “Cenneti Adn” namı altında zikri geçen ve Pasifik deniz’inde bulunan ‘Mu’ kıtasında ortaya çıktığı, ve bu büyük kıtanın 11 bin 500 sene evvel müthiş depremler ve patlamalar neticesinde 24 saatte, 64 milyon nüfusuyla denize battığı ve ilk yüksek medeniyetin; dilin ve vahdaniyete dayalı dinin ve fen ilimlerinin, Mu kıtasından 70 bin sene önce Maya namıyla çıkarak, Asya’da Uygur, Hindistan Naga-Maya, Fırat nehri deltasında: Akad, Mezopotamya da Sümer, Kızıldeniz’in batısındaki arazisindeki Mayu ve Etiyopi kıtasında Tamil namlarını almış olan Mu çocukları tarafından bütün cihana yayılmış olduğu vesaire hakkında, şimdiye kadar Doğu’da ve Batı’da yayımlanan kitapların hiçbirinde görmediğim, çok derin ve 50 sene süren incelemeler mahsulü malumata tesadüf ettim.”

Atatürk 1922′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 130. toplantısının birinci oturumunda yaptığı konuşmada Türklerin kökeni hakkında şöyle diyordu:

Efendiler,
Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Yâfes’in oğlu olan kişidir.”

Çok şükür ki, Tanrı bu lütfü Türklere vermiştir. Gerçekten de Türkler inananlara karşı son derece mütevazı, onlara saldıran inançsızlara karşı son derece amansız olmuşlardır. Haçlı seferlerine karşı koyanlar Sam Araplar değil, Türklerdi, Sam Araplar, Selçukluları arkadan vurmuşlar, haçlıların işini kolaylaştırmışlardı. Haçlılar bu suretle Kudüs’ü ele geçirip Müslümanları katletmişlerdi. (1098)

820 sene sonra 1. dünya savaşında Sami Araplar yine Türk’leri arkadan vurmuşlar, ve Lavrence’in peşine takılarak ülkelerini batılılara adeta peşkeş çekmişlerdir. (l918)

Bu ihanet sonucunda İngiliz orduları mukaddes topraklara; Kudüs, Mekke, Medine’ye hükmedecek şekilde Arabistan’da söz sahibi oldular. Daha sonra İngiliz, Fransız ve Amerikalılar Irak, Suriye, Filistin, Mısır, Libya, Cezayir, Tunus’u ve bu ülkelerin sahip olduğu zenginlikleri aralarında bölüştüler. Hatta Rus ihtilalini bahane ederek Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan’a Kafkas’lara el attılar. Eğer Türkler, emperyalist haçlı istilalarına karşı direnip galip gelmeseydi; bütün zengin kaynaklarımız gibi kutsal topraklarımızın yanı sıra İslam da elden gidebilirdi.

700 yıllık Endülüs’te bir tek Müslüman bırakmayan batılılar zaten bu amaçlarından hiç bir zaman vazgeçmemişlerdir. İslam bu yobazlara bırakılamayacak kadar mükemmel bir dindir” Kaynak: Mustafa Kemal Atatürk 29 şubat 1936 tarihli, 7. Raporu

Nuh’un ilk torunları
Yafes’in oğulları: Turk, Gomer, Magog, Madai, Javan, Tubal, Meshech ve Tiras. (Türk kavimler)
* Ham’ın oğulları: Cush, Mizraim, Put, Caanian ve Aamelikan (Yahudi kavimler)
* Sam’in oğulları: Elam, Asshur, Arpachshad, Lud ve Aram, (Arap kavimler)

Burak Ballı, KRİSTOF KOLOMB Amerika’yı Keşfetmedi?

Burak Ballı, Mustafa Kemal Atatürk’ün Mu Kıtası ile ilgili raporundan yola çıkarak Amerika’yı ilk kez KRİSTOF KOLOMB’un keşfetmediği iddiasın da bulundu. Üstelik tarih sayfalarında KRİSTOF KOLOMB 1451-1506 yılları arasında yaşayan Cenova doğumlu denizci olup, Amerika‘yı keşfettiği kabul edilmektedir. Lakin Sam’ın oğulları Berring Boğazından geçerek Amerika’ya yerleştikleri söylemi arkeologlar tarafından izah edilmiş fakat bilim dünyası tarihin akışını kendisine göre şekillendirmiştir. Arkeologların sunmuş olduğu kanıtları geçerli saymamışlardır.

Depremi yaşatan tır Adana’da eğitime başlıyor Depremi yaşatan tır Adana’da eğitime başlıyor
Ballı, Üstün insan ırkı olan Atlantis ve Mu Kıtasının yok olması ile birlikte dünyamızda insanlar 7 kıtaya yayılmışlar ve bu kıtalarda yaşayan insanları öğrenmiş olduğu ilimleri yeryüzünün inşasında kullanmaya devam etmişlerdir. Mısır Piramitlerinin inşası da dünyanın 7 gizemli yapıları arasında yer almış sırları çözülememiştir.

Piramitlerin Gizemi Nedir?

İngiliz matematikçi ve astronomist olan John Taylor birtakım çalışmalar yapmış ve elde ettiği sonuçlar Howard Vyse tarafından analiz edilmiştir. Bunlardan bazıları;

1. Keops piramidinin taban alanı dünyayı yataydan ikiye böldüğümüzde ortaya çıkan kesit alanı gibi düşünülürse ve piramidin tabanı dünyanın yarıçapı üzerine oturtulsa, yüksekliği tam kutup noktasına denk gelirdi. Yani burada kusursuz bir oran mevcuttur.

2. Keops piramidinin taban çevresini yüksekliğinin iki katına bölündüğünde tam olarak pi=3,1416 sayısı elde edilmektedir.

3. Keops ve Kefren piramitleri doğu-batı ve kuzey-güney sınırlarına öyle kusursuz yerleştirilmiştirler ki, o günün koşulları düşünüldüğünde hayret verici bir durum olarak görülmektedir.

4. Keops piramidinin üçgen şeklindeki dört yüzeyinin toplam alanı, piramit yüksekliğinin karesine eşittir.

5. Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı tam olarak dünya ile güneş arasındaki mesafeyi(149.504.000km) vermektedir.

6. Piramitler bir güneş saati olarak işlev görmektedirler. piramitlerin Ekim ayı ortasında ve Mart ayının başlangıcında yere düşürdüğü gölgeler, mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterir.

7. Keops piramidiyle dünyanın merkezi arasındaki mesafe, Kuzey kutbuyla arasındaki mesafeye eşittir.

Burak Ballı Mısır Piramitlerinin de Sırrını Çözdü

Ekliptik eksen ile Dünya’nın ekseni birbiri ile çakışmaz aralarında 23° 27’ lık bir eğiklik vardır. Bu eğikliğe Dünya’nın Eksen Eğikliği adı verilir. Eksen eğikliği, Dünya’nın hem kendi ekseni hem de Güneş etrafındaki hareketiyle hiçbir zaman değişmez. Sade-ce ekinoks tarihlerinde etkisi ortadan kalkar. ‘’ Bu muazzam yapı göründüğü üzere o dönemden önce indirilen kutsal kitaplardaki ilimlerden faydalanarak yapıldığı apaçık ortadır. Dünyanın ekseni etrafında olan yıldızlar Mısır Piramitlerin sırlarını çözmemize yardımcı olur. Dünya’mızın nuru ruhu yani uydusu aydır. Dünyamız etrafında konumlanan ve her birinin ayrı görevi olan 7 gezegen vardır. Bu gezegenler sırasıyla Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün’dür. Bu yedi gezegen insanoğlu ırkının devam etmesi için yaratılmıştır. Piramitler inşası Orion Takım yıldızı olan 7 yıldızdan oluşur. Piramitlerin açısı Orion yıldızının açısı ile aynıdır. Dünyamızda Atlantis ve Mu kıtasından sonra 7 kıtadır. Hayatımızda en önemli rakamlardan bir tanesi 7’dir ve bu yapıtlarda 7 yıldızın 7’nin gizemini çözebilmek için bir işaretdir. Yıldızlar ve İnsanların benzer yönlerini alacak olursak, bedenimizin dünya olduğunu varsayar isek, ruhumuz ay, başımızda bulunan gözlerimiz(2) kulağımız(2) burnumuz(2) ağızımız(1) toplam sayısı da 7’yi vermekte ve her birinin dünyaya konumlanan 7 gezen (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün) gibi ayrı bir görevi vardır. Başımızı tutan boynumuz da bulunan omur adı verilen kemik sayısı da 7 tanedir (Orion Takım Yıldızı) Piramitleri İnşa etmesindeki görevi gibi) düşünebiliriz. Burada temel faktör Piramitler yapılırken ya insanoğlunun yıldızlara ait konumu ya da dünyamızın bir önceki ya da şu an ki konumu piramitlerin inşasında önemli rol aldığını düşünmekteyim. Gördüğünüz üzere yıldızların dünyamız etrafındaki konumu ve benzer yönlerimizin olduğunu sizlerle paylaştım. Mısır Piramitler hazırlanırken büyük ihtimal insanoğlunun yıldızlarla olan benzerliklerinden yola çıkarak yapıldığı kanaatindeyim. Ve dünyamızın yıldızlarla olan konumunu dikkate alınarak inşa edildiği apaçık ortadır. Galaksimiz de bulunan birçok yıldızın ve İnsan bedenin de bazı kısımların Altın Oranı taşımasıdır. Mısır piramitlerinin tabanını ve uzunlukları arasında altın oran olduğu bilinmektedir. Piramitler inşa edilirken Altın oranı ile inşa edilmesi tezimizi güçlendirmektedir.

İnsan Vücudunda Altın Oranı ALTIN ORAN = 1,618
Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,
Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,
Göbek-baş ucu arası mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arası

Piramitlerin yapımında Altın orana göre belirlenmiş insan vücudu temel alınmıştır. Ve yukarı da bahse konu olan tezimizi kanıtlamaktadır. (İnsan, yıldızlar, Dünya Ekseni)Ayrıca dünyanın Altın Oran Merkezi Mekke’de Kabe’dir. Kuzey Kutup noktasına uzaklığı ile Güney Kutup noktasına olan uzaklığı 1,618 dir. Ayrıca Mekke şehrinin Güney kutbuna olan uzaklığı ile iki kutup arasındaki birbirine olan uzaklığı ise 1,618 dir. Dünyanın enlem boylam haritasına göre dünyanın Altın Oranı Mekke şehridir. Mekke’de günlerin değiştiği ve gün dönümü çizgisi olarak belirtilen sınıra olan Doğu uzaklığı ile Batı uzaklığının birbirine oranı da 1,618 dir. İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’de Mekke’nin kutsallığından bahseden tek bir ayet vardır. Âl-i İmran suresi 96. ayet… Bu ayette dahi altın oran görünmektedir. Ayet toplam 47 harften oluşmakta olup sadece bir yerinde Mekke lafzı geçmektedir, bu kelimeye kadar bu kelime dahil ayetin başından itibaren 29 harf vardır. 47/1,618 işlemini yaptığımızda ise bize 29,0… sayısını verdiğini göreceğiz. Bir harf fazla yahut eksik olsa idi bu oran oluşamayacaktı.

Ayrıca, Adem oğullarından olan İdris Peygamber Yıldızlara ait ilmi bilirdi. Kavmini imana dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsî hâllerini açıklamasını istediler. İdrîs aleyhisselam bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için “nücûm ilmi” hazret-i İdrîs’den kalmıştır, denir. İnsanlara muhtelif ilimleri de öğretti. Pek çok kimseye hikmet ve riyâziye (matematik) dersleri verdi. Fen ilimleri, tıp ve yıldızlarla alâkalı ince ve derin meselelerden bahsetti. Allah ona göklerin terkiplerini, neden meydana geldiklerini, yıldızlarla alâkalı derin bilgileri, senelerin sayısını ve hesap ilmini öğretti. İdrîs aleyhisselam kavmine kalem ile yazı yazmasını, iğne ile dikiş dikmesini öğretti. Öğrettiği ilimler, Allah’ın bildirmesi ile oldu. Yoksa insanoğlunun aklı ve zekâsı, sâdece araştırma yoluyla bu bilgilere ulaşamazdı. Eski Mısırlılar Yunanlılar ve daha sonra gelen filozoflar, fizik, kimyâ ve tıb bilgilerini İdrîs aleyhisselamın kitâbından aldılar.

Mısır döneminde önceki Himalaya dağları altında yaşayan mağaralar şehirleri günümüz piramitlerin içlerinin nasıl dizayn edildiğinin de ayrı bir kanıtıdır.

Kralın odasına yılda iki defa güneş girmesi Ekinoks tarihlerine denk gelmesi ve mevsimleri belirlemesi yine dünyamızın eksen eğikliği oluşan ve güneş hesaplaması ile muazzam yapıyı inşa ettiklerinin sonucudur. ‘’Ekvator’un 23027’ kuzey ve güneyinde bulunan paralel dairelerine dönenceler denir. Yer ekseninin eğik olmasından dolayı, yıl içerisinde Güneş ışınlarının 90°’lik açıyla düştüğü yerler değişir. Dönenceler, Güneş ışınlarının 90°’lik açıyla düştüğü yerlerin sınırını oluşturur. Güneş ışınları sadece iki dönence arasında kalan yerlere yılda iki defa 90°’lik açıyla düşer. Bunun dışında kalan yerlere hiçbir zaman 90°’lik dik açıyla düşmez.’’

Piramit içerisine koyulan bir bitki hiç ışık almasa da normale göre daha hızlı büyümektedir. Vietnam’da keşfedilen Son Doong mağarasının içerisinde kocaman bir orman yer alıyor! Vietnam’da keşfedilen bu mağara, insanı hayrete düşürüyor.

Piramitlerin içerisinde yazın serin kışın ise sıcaktır. Dağların yamacındaki o eşsiz güzelliğe sahip Mağaralarda yazlar serin kışın ise sıcaktır. Çukurova bölgesinde yaşayan çiftçiler kış aylarındaki ürünlerini yaz dönemine kadar Mağaralarda bozulmadan muhafaza ettikleri bilinmektedir.

Piramitlerde bırakılan süt 48 sonra yoğurt olur. Maya kavimi maya takvimini kullanır. Biz Türkler ise yoğurdu mayalarız. Yoğurdun mayalanması sözü buradan gelir. Maya ve yoğurdun mayalanması sözlerinden hareket ederek Türklerin o bölgede bu yapının inşasında rol aldıklarının ispatıdır. Biz Türklerin yüzyıllar boyunca şehirlerin inşa edilmesinde dünyamıza büyük katkıları olduğunun da ispatıdır. Bazı mağaralar da sütün kendiliğinden yoğurt olabileceği de izah edilmektedir. Bu konudaki araştırmalarımız devam etmektedir. Üstelik geçtiğimiz günlerde Alman bilim adamları Mısır Piramitleri içerisindeki Mumyalar da Türk genlerine rastlamışlar dünya kamuoyu ile paylaşmışlardır. Bu da varsayımlarımızı güçlendirmektedir.

Atatürk’ün kayıp kıta Mu raporu, Arkeologların keşifleri ve en önemlisi ise Kutsal Kitaplardan, Türk İslam Tarihi kaynaklarından yola çıkarak çok önemli bilgelere ulaştık. Hem kendi tarihimizi öğrenmekle kalmayıp, hem de yaradılışta insanoğlunun sistem içerisindeki rolü ve bu rol içerisinde yer alan Milletlerin tarih boyunca çağdaş medeniyetlerin oluşmasına, Kutsal Kitapların büyük katkısı olmuştur. Biz Türkler Dünya tarihi boyunca bu mertebede her daim yerimizi alacağız. İlim fermanımızdır, Kutsal Kitaplar ise yol haritamızdır. Şüphesiz her şeyi Allah bilir.

YÜCE TÜRK MİLLETİNE
DÜNYA İNSANINA
SELAM VE SAYGILARIMLA
Burak Ballı

Kaynak: Medyayenigün

Burak Ballı Mu Kıtası ve Atlantis’in Sırrını Çözdü